Mükemmelliyetçilik,
bir insanda ne kadar çok olursa, o kadar makbul gibi görünebilir. Eşimizin
mükemmel yemekler yapması, işinde mükemmel olması ya da çocuklarımızın mükemmel
öğrenciler olduklarını öğretmenlerinden duymak kulağa hoş gelebilir. Fakat ne
yazık ki, mükemmelliyetçilik göründüğü kadar masum değildir. İnsanı içten içe
kemiren sinsi bir hastalık gibidir. Bir mükemmelin hazin sonunu görmek
isterseniz eğer, Siyah Kuğu filmi biçilmiş bir kaftandır.
Aşırı
derecede mükemmelliyetçi kişiler, terapiye başvurabilirler, fakat amaçları daha
az mükemmelliyetçi olmak değildir. Daha çok depresyon ve kaygı gibi nedenlerle
yardım ararlar, fakat mükemmelliyetçi olmalarının, durumda parmağı olduğunu
genelde pek fark etmezler. Fark etseler bile değişmek istemeyebilirler. Her
şeyi mükemmel yapan, sürekli takdir toplayan, yaptıkları şeylerle övülmeye
alışık insanlar için değişmek, tüm bunları kaybetmek anlamına gelir.
Mükemmelliyetçilik saplantısı olmayan insanların da iyi işler çıkardıklarını ve
başarılarından dolayı takdir edildiklerini düşünmezler. Pek çok bilişsel
çarpıtmanın esareti altındaki zihinleri, siyah beyaz düşünme cenderesine
sıkışıp kalır. Ya çok başarılı kalacaktır, ya da depresyon ve kaygıdan
kurtulacaktır. Başarılı ve depresif bir insan, mutlu ve başarısız bir insandan
daha çekici göründüğü ve toplumda daha çok kabul gördüğü için, değişmeye karar
vermek oldukça zordur.
Mükemmelliyetçilik,
sağlıklı başarı ve büyümeyle ilgili değildir. Elinizden gelenin en iyisi olmaya
çalışmakla aynı şey değildir. Mükemmeliyetçilik, mükemmel yaşar, mükemmel
görünür ve mükemmel davranırsak; suçlama, yargılama ve utançtan sakınabileceğimize
veya bu duyguları en aza indirgeyebileceğimize inanmaktır. Mükemmelliyetçilik,
özünde kabul ve onay gereksinimiyle ilgilidir.
Sağlıklı
çaba kendine odaklıdır: “nasıl gelişebilirim?”. Oysa mükemmelliyetçilik,
başkalarına odaklıdır: “ne düşünecekler?”. Mükemmel olmak ulaşılmaz bir
hedeftir. Mükemelliyetçilik bağımlılık yapar. Utanç, suçlama ve yargılanma
hissettiğimiz her zaman, yeterince mükemmel olmadığımızı düşünürüz. Mükemmelliyetçiliğin
hatalı mantığını sorgulamak yerine, mükemmeliyetçiliğimizi daha da
derinleştiririz. Sonuçta suçluluk hisseder, pek çok olumsuz şey için “benim hatam” deriz. Daha mükemmel olmadığımız
için, kendimizi hatalı, eksik ve yetersiz hissederiz.
Mükemmelliyetçilik
bizi yorduğuyla kalmaz, etrafımızdaki insanları da canından bezdirir. Onları
yeterince iyi olmak için gerekli çabayı sarf etmemekle suçlayabiliriz. Yaptıkları
işlerden tatmin olmaz, onları daha iyisini yapmaya zorlayabiliriz. Eksik kalan
yanları kendimiz tamamlar, karşıdakine sürekli “sen eksik ya da yanlışsın”
mesajı veririz. Mükemmel olması için, her şeyi ve herkesi control etmeye
çalışabiliriz.
Şimdi
içimizdeki küçük mükemmeliyetçi parçaya sesleniyorum,
Ben sana
daha az kaygılı, daha mutlu, daha rahat ve huzurlu bir hayat vaat ediyorum; başarısız,
sevgi ve ilgiden yoksun bir hayat değil.
Haftaya
kadar üzerinde düşünün. Biraz değişmek isterseniz, biraz hayatı oluruna
bırakmak isterseniz eğer, haftaya neler yapabileceğimizden bahsedeceğim. “Yapabileceğimizden”
diyorum çünkü, ben de içimdeki mükemmelliyetçinin sesini kısmaya çalışıyorum.
Kaynak:
Mükemmel olmamanın hediyeleri, Brene Brown
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder