14 Nisan 2014 Pazartesi

Yeterince Mükemmel misiniz?


Mükemmelliyetçilik, bir insanda ne kadar çok olursa, o kadar makbul gibi görünebilir. Eşimizin mükemmel yemekler yapması, işinde mükemmel olması ya da çocuklarımızın mükemmel öğrenciler olduklarını öğretmenlerinden duymak kulağa hoş gelebilir. Fakat ne yazık ki, mükemmelliyetçilik göründüğü kadar masum değildir. İnsanı içten içe kemiren sinsi bir hastalık gibidir. Bir mükemmelin hazin sonunu görmek isterseniz eğer, Siyah Kuğu filmi biçilmiş bir kaftandır.

 

Aşırı derecede mükemmelliyetçi kişiler, terapiye başvurabilirler, fakat amaçları daha az mükemmelliyetçi olmak değildir. Daha çok depresyon ve kaygı gibi nedenlerle yardım ararlar, fakat mükemmelliyetçi olmalarının, durumda parmağı olduğunu genelde pek fark etmezler. Fark etseler bile değişmek istemeyebilirler. Her şeyi mükemmel yapan, sürekli takdir toplayan, yaptıkları şeylerle övülmeye alışık insanlar için değişmek, tüm bunları kaybetmek anlamına gelir. Mükemmelliyetçilik saplantısı olmayan insanların da iyi işler çıkardıklarını ve başarılarından dolayı takdir edildiklerini düşünmezler. Pek çok bilişsel çarpıtmanın esareti altındaki zihinleri, siyah beyaz düşünme cenderesine sıkışıp kalır. Ya çok başarılı kalacaktır, ya da depresyon ve kaygıdan kurtulacaktır. Başarılı ve depresif bir insan, mutlu ve başarısız bir insandan daha çekici göründüğü ve toplumda daha çok kabul gördüğü için, değişmeye karar vermek oldukça zordur.

 

Mükemmelliyetçilik, sağlıklı başarı ve büyümeyle ilgili değildir. Elinizden gelenin en iyisi olmaya çalışmakla aynı şey değildir. Mükemmeliyetçilik, mükemmel yaşar, mükemmel görünür ve mükemmel davranırsak; suçlama, yargılama ve utançtan sakınabileceğimize veya bu duyguları en aza indirgeyebileceğimize inanmaktır. Mükemmelliyetçilik, özünde kabul ve onay gereksinimiyle ilgilidir.

 

Sağlıklı çaba kendine odaklıdır: “nasıl gelişebilirim?”. Oysa mükemmelliyetçilik, başkalarına odaklıdır: “ne düşünecekler?”. Mükemmel olmak ulaşılmaz bir hedeftir. Mükemelliyetçilik bağımlılık yapar. Utanç, suçlama ve yargılanma hissettiğimiz her zaman, yeterince mükemmel olmadığımızı düşünürüz. Mükemmelliyetçiliğin hatalı mantığını sorgulamak yerine, mükemmeliyetçiliğimizi daha da derinleştiririz. Sonuçta suçluluk hisseder, pek çok olumsuz şey için  “benim hatam” deriz. Daha mükemmel olmadığımız için, kendimizi hatalı, eksik ve yetersiz hissederiz.

 

Mükemmelliyetçilik bizi yorduğuyla kalmaz, etrafımızdaki insanları da canından bezdirir. Onları yeterince iyi olmak için gerekli çabayı sarf etmemekle suçlayabiliriz. Yaptıkları işlerden tatmin olmaz, onları daha iyisini yapmaya zorlayabiliriz. Eksik kalan yanları kendimiz tamamlar, karşıdakine sürekli “sen eksik ya da yanlışsın” mesajı veririz. Mükemmel olması için, her şeyi ve herkesi control etmeye çalışabiliriz.

 

Şimdi içimizdeki küçük mükemmeliyetçi parçaya sesleniyorum,

Ben sana daha az kaygılı, daha mutlu, daha rahat ve huzurlu bir hayat vaat ediyorum; başarısız, sevgi ve ilgiden yoksun bir hayat değil.

 

Haftaya kadar üzerinde düşünün. Biraz değişmek isterseniz, biraz hayatı oluruna bırakmak isterseniz eğer, haftaya neler yapabileceğimizden bahsedeceğim. “Yapabileceğimizden” diyorum çünkü, ben de içimdeki mükemmelliyetçinin sesini kısmaya çalışıyorum.

 

Kaynak: Mükemmel olmamanın hediyeleri, Brene Brown

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder