Gerçeklik Terapisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gerçeklik Terapisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2015 Cumartesi

Gerçeklik Terapisi: Neye İhtiyacımız var?


Bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi Bir süre Gerçeklik Terapisi ve Seçim kuramı’ndan bahsedeceğim. Siz kuram dediğime takılmayın, gözünüz korkmasın. Kuramdan çok bir yaşam felsefesi olarak bunu size aktaracağım. Şöyle de denebilir; uzmanlar için tedavide kullanılan bir kuram, halk içinse bir bakış açısı.

 

Öncelikle geçen yazıda bahsettiğim seçimlerimizi hatırlayalım. Bu bakış açısını hayatımıza uyarlayabilmek için ilk yapmamız gereken, hemen her durumda seçimlerimiz olduğunu kabul etmek.

Kuramın ikinci büyük kavramı ihtiyaçlar. Seçim Kuramı, gelin biz buna kısaca SK diyelim, insanın beş temel ihtiyacı olduğunu söyler: (1) Hayatta kalma, (2) sevme-sevilme ve ait olma, (3) güç, (4) eğlenme ve (5) özgürlük.

 

Diğer canlıların çok büyük bir kısmının tek ihtiyacı hayatta kalmadır, fakat insanların ihtiyaçları daha karmaşıktır. Eğer insanın da tek ihtiyacı hayatta kalmak olsaydı, ne intihar ne de anorexiya diye bir şey olurdu. Demekki davranışlarımızı belirleyen başka şeyler de var. SK, davranışlarımızın bu beş temel ihtiyacı tatmin etmek için gerçekleştiğini ileri sürer. Dolayısıyla ihtiyaçlar davranışlarımızın nedenlerini açıklamak için kullanılabilir. Peki bu ihtiyaçlar tam olarak ne anlama gelmektedir?

1.      Hayatta Kalma

Tam da adından anlaşıldığı gibi yaşamın devamlılığını sağlamaktır. Yeme, içme, barınma ve tehlikelerden korunma gibi davranışlar bu ihtiyacı karşılamaya yöneliktir.

2.      Sevme-Sevilme ve Ait Olma

İnsan hayatın her anında sevgiye ihtiyaç duyar. Bu ihtiyacı karşılayabilmek için bazen bir kedi, bazen bir çiçek, bazen de bir kurabiye iş görebilir. Takım tutmak, belli bir biçimde giyinmek, sakalınıza özel bir şekil vermek size kendinizi bir gruba ait hisettirebilir. İhtiyaç herkes için aynı olsa da, tatmin yolu kişiden kişiye değişmektedir.

3.      Güç

Güçten kasıt birileri üzerinde hakimiyet kurmak değildir. Tam aksine, güç kendinizle ilgilidir. Bunu “bir şeye gücü yetmek” diye düşünebilirsiniz. Kararsız kaldığınızda seçim yapma gücünüz yoktur, ayağınız kırıldığında yürüyüş yapmaya gücünüz yetmez, evde kararlar sizin dışınızda alınıyorsa evdeki hiç bir şeyi kontrol etme gücünüz yoktur.

4.      Eğlenme

Eğlenmek hepimiz için bir ihtiyaçtır. Kimimiz yemek yaparken eğlenebilir ama kimimizin dans etmesi gerekiyordur. Nasıl yapılırsa yapılsın eğlenmek gereklidir. Daha da önemlisi eğlenmek, öğrenmeyi kolaylaştırır. Eğer bir yerde eğlence yoksa, öğrenme çok güç olur.

5.      Özgürlük

Tıpkı diğerleri gibi bu da farklı biçimlerde doyurulabilen, ama her insanda farklı düzeylerde de olsa bulunan bir ihtiyaçtır. Kimi kendini deliler gibi koşarken özgür hisseder, kimi de kanepesinde istediği gibi yayılırken.

 

İhtiyaçlarla ilgili bilinmesi gereken önemli noktaları çöyle özetleyebiliriz:

·        Bu beş temel ihtiyaç her insanda farklı düzeylerde var olabilir. Bazı kişilerin sevme ve ait olma ihtiyacı özgürlükten fazla olabilir. Benzer biçimde bazılarının da özgürlük ihtiyacı güç ihtiyacından daha fazla olabilir.

·        İnsanlar ihtiyaçlarını farklı davranışlar aracılığıyla karşılayabilirler. Yukarıdaki örneklerde de olduğu  gibi, el ele tutuşup yürümek ve takım forması giyip maça gitmek çok farklı davranışlar olsa da ikisi de ait olma ihtiyacını karşılayabilir.

·        Bir davranış birden çok ihtiyaca hizmet edebilir. Alışveriş yapmak, eğlence, özgürlük ve güç ihtiyaçlarını karşılayabilir.

·        Bireyler zaman içinde değişirler, dolayısıyla ihtiyaçlarının yoğunluğu ve karşılama biçimleri de değişebilir.

 

Kendinizi anlamanın ilk adımı olarak, davranışlarınız üzerinde düşünmeye başlayabilirsiniz. Hangi  davranış hangi ihtiyacınıza hizmet ediyor olabilir? Bir sonraki yazıda ihtiyaçlarımız hakkında konuşmaya devam edeceğiz. O zamana kadar davranışlarınızd hakkında düşünmeyi ihmal etmeyin.

27 Aralık 2014 Cumartesi

Her Durumda bir Seçenek Var mıdır?


Yine uzun bir ara oldu biliyorum. Her hafta yazmak benim harcım değilmiş belli ki. Neyse yazabildiğim kardır diyelim ve işe koyulalım. Bu yazıda biraz seçimler ve sorumluluklardan bahsetmek istiyorum. İlerleyen yazılarda bahsedeceğim Gerçeklik Terapisi konusuna da bir temel sağlamış olur diye düşünüyorum.

Bazı durumlarda seçeneklerimiz olduğunu kabullenmek ve sorumluluğunu almak kolaydır. Yarın arkadaşlarla dışarı mı çıkmalı yoksa evde kalıp ders mi çalışmalı? Apaçık bir seçim ve alınacak sorumluluk. Böyle bir durumda bunu söylemek kolay. Peki çocukluğunda cinsel istismara uğramış bir kişi gelse karşınıza, ona da bu kadar kolay seçimlerden ve sorumluluklardan bahsedebilir misiniz? Elbette hayır.

Hayatta her şeyi kontrol edemeyiz. Başımıza gelen tüm felaketler bizim yanlış seçimlerimizin sonucu değildir elbette. Her zaman seçimlerimiz iyi şeyler olmayabilir. Bazen çok kötü iki şeyden birini seçmek zorunda kalabiliriz, ama bu yine de seçeneklerimiz olduğu gerçeğini değiştirmez. Bazen de seçeneklerimizi göremeyebiliriz.

Alkolik bir babanın tek yumurta ikizi iki oğlu dünyaya gelir. Baba sürekli içmekte, eşini, çocuklarını ihmal etmektedir. Çocuklar biraz büyüdüğünde tıpkı anneleri gibi şiddet görmeye başlarlar. Yoksulluk, şiddet, alkol... Çocuklar ve kadın için her şey kabus gibidir. Çocuklar yaklaşık on yaşlarındayken babaları ölür. Anne de hastalanınca çocuklar devlet koruması altına alınır fakat birbirlerinden ayrı düşerler. Yaklaşık yirmi yıl sonra birbirlerinin izlerini bulurlar. İkisi de evlenmiş ve ikişer çocuk sahibi olmuştur. İkizlerden biri düzenli bir işte çalışmakta, çocuklarına ilgi ve sevgi göstermekte, iyi bir eş ve baba olmanın gerektirdiklerini yerine getirmektedir. Diğeri ise bir işte uzun süre kalamamakta, aşırı derecede alkol kullanmakta, eşine ve çocuklarına kötü davranmaktadır. Aradaki bu farkı gören eşler ikizlere sorarlar “Nasıl böyle oldu?” diye. İkizlerin ikisi de aynı cevabı verir: “Öyle bir babanın evladı olarak başka bir şansım yoktu ki!”

Bu çarpıcı hikaye, seçimlerin nerede başlayıp bittiğine güzel bir örnektir. Evet, hangi aileye sahip olduğumuzu seçemeyiz. Fakat kendi hayatımızı nasıl şekillendirebileceğimiz üzerinde söz sahibi olabiliriz.

Çekilmez bir müdür, yürümeyen bir evlilik, gürültücü üst komşu, göbekli bir vücut.... Hepsi sanki kapana kısılmışlık hissi yaratıyor değil mi? Gerçekten bu durumdaki insanların hiç bir seçeneği yok mu? Pek çekici bir fikir olmayabilir ama istifa etmekten kim alıkoyuyor bu kişiyi? Müdür ile konuşmak bir seçenek olabilir mi? Belki istifaya kadar gitmeden bölüm değiştirmek sözkonusu olabilir. En basitinden belki müdüre günaydın demeye başlamak arada bir iletişim kurulmasına sebep olabilir.

Belki biraz dağınık anlatmış olabilirim. Özetle söylemeye çalıştığım şey şu: Pek çok durumda seçeneklerimiz vardır. Olayları değil ama onlara verdiğimiz tepkileri kontrol edebiliriz. Çaresiz değilizdir. Fakat seçim yapmak cesaret gerektirir çünkü sorumluluk bize aittir. Mutsuz bir evliliği sonlandırmaktansa, kalıp mağdur rolünü oynamak daha kolay gelebilir. Seçeneklerimiz olduğunu fark etmenin ve kabul etmenin en büyük faydası, hayatımızı istediğimiz hayata dönüştürmek için elimizde bir güç olduğunun farkına varmaktır.

İşte Gerçeklik Terapisinin dayandığı temel budur: seçimler. Şimdi sizden istediğim şey şu, günlük yaşamda karşınıza çıkan zorlu durumlar için seçimleriniz olup olmadığını düşünün. Unutmayın, eğer seçimleriniz varsa işler iyiye gidebilir. Ensesi kalın bir aslan gibi kendi seçimlerinizi kendiniz yapabilirsiniz. Değişime kendinizden başlayabilirsiniz.

·         Kendi davranışlarının sorumluluğunu alan ve başkalarını ve geçmişi suçlamaktan kaçınan insanlar daha mutlulardır.

 

·         Davranış seçimleri içerir ve pek çok durumda pek çok insan için bir seçenek vardır.

 

·         Bizi üzen aslında başkalarının davranışları değil, onları nasıl yorumladığımızdır.